ahirzamanmelegi - Blogcu


15/5/2008

Özlem

 

 

Yunusu özledim

 

Yunusun aşkla yanışını

 

Yunusun dosta bakışını özledim

 

Aşkını anlatışını   

 

Şiir şiir kokuşunu özledim

 

 

 

Üveysi bir dost aradı gönlüm

 

Karaninin yüreğinde

 

Hak hasreti ile yanık

 

Mahsun yüzlü yar istedim

 

Ayna oldum   gözlerinde

 

 

 

Bu yüzden  apansız kanadı yaram

 

Yarama merhem olacak

 

İbrahim gibi dost istedim

 

Halil olsun sevdiğine

 

 

İsmail’i  Hak yolunda feda edecek

 

Hanif bir yol istedim

 

Ulaştırsın tevhidine

 

Selamımı gönderecek

 

Mirac olan hal istedim

 

Samediyete yol olan

 

Oruca  ruhsat   istedim

 

Yaşarken daha bu tende

 

Ölüme  vuslat  istedim

 

 

 

Yunusu özledim

 

Yunusun aşkla yanışını

 

Aşka    -Yunus-   bakışımı

 

Özledim…

 

 

 

…nil 

 

15.Mayıs.2008  st: 07.30

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12/5/2008

Tüm meslektaşlarıma ;

 

Hastası için can kesilen  tüm hemşirelerin haftasını kutluyorum.

 

Karşılığı para ile ödenemeyecek yegane mesleklerden biri olan mesleğimi çok seviyorum.

 

Tüm hastalara acil şifalar diliyorum.

 

 

                                                        …nil

 

5/5/2008

...

         

 

Gittin,

Yüzünde buruk bir hüzün

Dönülmeyen yola

Gittin

Zaten hiç tutamadığım

Çırpınan bir kuş misaliydi  yüreğin

Avuçlarım arasından

Uçtun

Gittin

 

Herkesi sığdırdığın

Ama kendi kabına sığdıramadığın

Yüreğini, yüreğimi

Kanatarak

Gittin

 

Dikenli bir teldi tırmandığın

Parçalanan ellerine  aldırmadın

Soluklanmadın

Saklanmadın

Yılmadın

Sen sen olmaktan geçtin

Gittin

 

Gönlümün tek sultanı

Kalp yaralarımın ilacıydın

Başkasının acısını

Kendi acıların saydın

Giderken

Geride KENDİNİ  bıraktın

 

Bile bile

Kendinden (!)

Gittin ….

 

      

                            …nil

 

        Kendisine ancak bu şekilde ulaşabileceğimi düşündüğüm

çok değerli gönül dostuma gözyaşlarımın müsaade ettiği kadar görebildiğim ekrana yansıyan üç beş kırık kelamımdır.

  

       Kendisine  geçmiş olsun diyor , iyileşeceğine olan inancınım hiç tükenmeyeceğini bilmesini istiyorum. Dualarım seninle …

 

        Son olarak ; Seninle  tanıdığımız  Yıldız’ın ,  sensizde ışıması için ikna et , o bize lazım. 

 

          Her şey herkes için değil mutlaka  ama , cevherin kıymetini  sarraflar bilir , sarraflar ise  'herkes ' in   içinde ..   

 

                                                    …nil

 

 

 

 

 

 

      

              

27/4/2008

Para yerine iman biriktirmek !

               

               Bilen bilir , oldum olası kazandığım parayı kenara koyup biriktirebilen bir insan olamadım. Parayı biriktirmemem israf ettiğim anlamına da gelmiyor elbet. Toplumumuzda para biriktirmek o kadar güzel bir şeymiş gibi gösterilmiştir ki , yıllarca böyle bir insan değilim diye üzüldüğüm bile olmuştu. Özellikle yakın aile fertleri bana kenara para koy diye baskı bile yapmıştı. Olur ya dünyanın bin türlü hali var , bir gün lazım olurmuşmuş.

               O bir gün hiç gelmedi Allaha şükür. Gelmeyecek de inşallah!

Çünkü hiçbir zaman bu teze sıcak bakmadım. Bir gün gelecek paraya aşırı ihtiyaç duyacağım ve O günü şimdiden hafif atlatmak için çaba göstermeliyim. Çok saçma.. Ya beş dk sonra ölürsem ?

               İlerisi için para biriktirmek fikri zamanla bana manasız gelmeye başladı. Bu hasta olmamak için aşı yaptırma olayı ile bir değil maalesef. Ben bir takım zararlara karşı önlem almayalım demiyorum. Ama konu para ya da maddi anlamda bir şey biriktirmekse burada imansızlık seziyorum. Çok mu acımasız oldu ?J

Ama öyle.. üzgünüm..

               İman öyle  muhteşem bir şeydir ki ;  Allah  daima  sizinledir  ve  başınıza ne gelirse gelsin bunun hayrınıza olduğunu size hissettirir.

Böyle düşünen için  yarın endişesi yoktur.

                Üstelik insan nasıl düşünüyorsa o şekilde de yaşıyor. Paraya ilerde ihtiyacım olur paniği ile yaşayanın mutlaka ihtiyacı da oluyor zaten. Beyninizi neye programlarsanız onu yaşıyorsunuz.

               Para biriktirmenin kötü olan yanının,  insanın Yaradan’a değil de kendine güvenmesi sonucunu getirmesi dışında şöyle bir yönü de mevcuttur. Az ya da çok bir köşeye altın, dolar, para koyan kişi toplumsal bazı sorunlarında sebebi olduğunun bilincinde değildir.

Yarın endişesi tüm toplumsal dengeyi altüst eder. Bir kısım aşırı zenginleşirken , diğer kısım zamanla fakirleşir. Bu hal insanların birbirlerine karşı hırs, kıskançlık duyguları taşıması yanı sıra hırsızlık olaylarına sebebiyet verir. Hırsızlık yapmayanda ya kumarda ya da şans oyunlarında şansını dener.

                  Şans oyunları ve yarışmalar insanların çok para sahibi olma hırsını olağan bir şeymiş gibi gösterir. Hatta insanlar evlatlarının daha çok para kazanırlarsa daha mutlu ve daha saygın olacaklarını onlara empoze eder ve hatta buna kendileri de inanır.

                 Para konusunda bu kadar açgözlü olan bir toplumun , hırsızlığı neden bu kadar aşağılık bulduğunu anlamakta zorluk çektiğimde olmuyor değil. Hem kim kendisinden ya da başkasından çalmadan bir şey biriktirebilmiş? Kim açgözlü olmadan birikim yapabilmiş? Kim bu anlamda hırsız olmadığını ispatlayabilir ?

            İşim gereği  suç işleyen birtakım insanlarla konuşma fırsatımda oldu. Hırsızlar kendilerine göre haklıydı. Toplumda mal eşit olarak dağıtılmış olsa idi , onlarda çalmak zorunda kalmayacaklardı ! Belki her zaman ihtiyacı olduğundan dolayı değil, toplumdan intikam aldığını düşündüğü içinde çalıyordu . Ve herkes bilir ki ; intikam aldığını düşünen asla  pişman olmaz.  Böyle düşünen bir hırsızı hapse atsanız da , onu cezalandırmış olamazsınız  maalesef. Zaten  yakalanmış olmayı bile yeterince hızlı olamadığı yada akıllı davranamadığına veriyor. Daha hızlı olsa diğer hırsız arkadaşının kaçtığı gibi o da kaçabilecekti. Hal böyle ilen birkaç ay hapiste kalmasını mesleğinde yeterince başarılı olamamaya veriyor. Bu da hapiste kaldığı sürece pişman olacağına hırsızlık mesleğinde nasıl daha iyi olabilirim hesapları yapmasına neden oluyor. Bizde hırsızlar hapse girdi iflah oldu sanıyoruz.  

            Kenara para yığan insan , kendinden ya da başkalarından (ailesi, fakir,fukara ) çalmadıkça ( kısıtlamadıkça ) ,  bunu başaramaz demiştik. Ve bizler bunu yaptıkça her hırsızın eyleminde payımız olduğunu bilmek zorundayız. Paraya bu kadar tapan bir toplumun kendine göre ahlakı bulduğu tarzda ( biriktirmek, şans oyunları , yarışmalar ) para sahibi olmaya çalışması ve toplumsal dengeleri bozacak kadar bunu başarması , ve sonrada gayri ahlaki bulduğu alenen çalma işlevini bu kadar yermesi oldukça ironiktir.  

            Konu aslında hırsızların kendince haklı olmalarından ziyade

Benim para biriktirme olayına karşı olmamdı . Uzadı gitti. J

            Kuran-ı Kerim’de  Bakara suresinde müslüman için olmazsa olmaz üç şart vardır . İman etmek , namaz kılmak ve infak etmek. Bu üç olmazsa olmazın içinde infak o kadar önemlidir ki toplumdaki tüm dengeler bununla hayat bulur. Kim kendinde ne varsa onu başkası ile paylaşır. Rasulullah Efendimiz (A.s.)misafir gelirse diye  ikram olarak  kenara hurma ayıran bir sahabe için bile buna müsaade etmemiştir.

Bizde O’nun ümmeti olduğumuzu bir yandan  bar bar bağırır, canım peygamberim sevgili peygamberim der sevgi gösterileri yapar ardından  da ;   Üç çift ayakkabı sahibi iken dördüncüyü alma derdine düşeriz. Eskiyen ayakkabılarımızı da kapıcıya vererek güya infak ettik sanırız. YALAN MI?

            Şimdilik bu kadar kalın sağlıkla ,

                                                           …nil

 

                

 

   

25/4/2008

Benlik illüzyonu

        

             Yüce Allah şöyle buyurur. Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir. Burada saf tenzihten bahsedilir. İşitme ve görme duyularının mahlukat içinde geçerli olması benzeşmeyi çağrıştırmaktadır. Bu nedenle Allah (c.c.) bu çağrıştırmayı engellemek için , mahlukatın işitme ve görme duyusunu nefy/ret etmiştir. Yani işiten ve gören  O yüce olandır, başkası değil. Mahlukatta bulunan işitme ve görme duyularının , hakikatte görme ve işitme konusunda bir etkisi yoktur. Hak Subhane işitme ve görme duyusunu yarattığı gibi, işitme ve görmeyi de yaratmaktadır. Mahlukatın kendisi cemad (cansız,işlevsiz,taş,toprak gibi donuk halin genel adı) olduğu gibi ,özellikleri de saf cemaddır. Mesela  Kadir Allah ,kudretiyle taşta konuşma özelliği yaratsa , taş hakikatte konuşkandır denemez, konuşma özelliği olmasına rağmen. Taş nasıl cemad ise taşta bulunduğu sanılan sıfatta cemaddır. Taştan harf ve ses çıkmasının , aslında taşla herhangi bir ilişkisi yoktur. Bütün sıfatlar da böyledir.

 

       Bu iki sıfat diğer sıfatlardan daha belirgin olduğu için Yüce Allah bu iki sıfatı nefyetmiştir.(nefyetmek; olumsuz kılmak ) Dolayısı ile diğer sıfatlarında nefyedilmesinin gereği açıktır.

 

     Konuyu daha açacak olursak ; Allah (c.c.) önce işitme vasfını yaratır . Sonra işitme duyusunu ve işitilecek şeye yönelme güdüsünü yaratır. Sonra işitmeyi yaratır. Sonra işitileni anlamayı yaratır.  Diğer özelliklerde buna kıyas edilmelidir.

  

    Buna göre işiten ve gören , işitme ve görmeyi bu iki özelliğiyle elde eder. Böyle olmayan kimse ne işiten ne gören olabilir. Bu ifadelerle mahlukatın sıfatlarının ,kendileri gibi cemad olduğu gerçeği kesinleşmiştir. Ayetin sonundaki ifadede kastedilen , bu sıfatları mahlukattan tamamıyla ret etmektir. Onların sıfatları olduğunu belirtmek değildir. Aksi halde ayette , tenzih ve teşbih ( Tenzih, arındırmak ,yüce ve münezzeh kabul etmek, Teşbih benzetmek ) birlikte olurdu.Oysa ayetin tamamı tenzihin ispatı ,benzeşme denkliğin tamamen reddidir. İlk ilimle şunu kastediyorum ; sıfatların Hak Subhanehu için ispat, mahlukatın kendisi için cemad olduğuna  inanmaktır. Bu sıfatların mahlukatta görülmesini ise , suyun sürahi ve bardakta görünmesi gibi kabul etmek velayet makamına daha uygundur. İkinci ilimle şunu kastediyorum ; Mahlukatta bulunan sıfatları cemadat gibi kabul edip , onların şuur ve histen yoksun ölüler gibi olduğuna inanmaktır. Yüce Allah’ın şu buyruğunda olduğu gibi; ‘’ Şüphesiz sen de , onlar da ölüdürler!  ’’ Bu şahadet makamına uygun ilimlerdendir. Buradan bu iki makam arasındaki farklılık da anlaşılmış oldu. Az çoğu gösterir, damla gölden haber verir.

       

            Bu yüce makamın sahipleri bilir ki , mahlukatın fiilleri ölü ve cemad gibidir. Bunlar mahlukatın fillerini Hak Subhanehu’ya nispet etmezler. Bu fiillerin gerçek faili , yüce Allah bütün bunlardan münezzehtir , yüce ve büyüktür,derler. Mesela taşı hareket ettiren bir şahıs için , bu şahıs hareket edendir ,denmez; taşın  hareketini  sağlayandır,denir. Ölü olmasına rağmen hareket eden ise , taştır. Aynı şekilde hareketin kendisi de ölüdür, cemaddır. Örneğin taşın hareketi nedeniyle bir  adam ölse , adamı öldüren taştır denmez.

Adamı öldüren taşı hareket ettirendir denir. Şeriat alimlerinin – Allah çalışmalarını şükranla karşılasın -  görüşü de bu ilme uygundur. Alimler , kulların yapmış olduğu işlerin , kulların irade ve tercihleriyle gerçekleşmiş olmakla birlikte  Allah’ın yaratmasıyla olduğunu söylemişlerdir. İşlerinin yaratılmasında mahlukatın hiçbir fonksiyonu yoktur. Mahlukatın işleri farklı hareketlerden ibarettir. Amacın gerçekleşmesinde mahlukatın etkisi yoktur. Bu iradesiyle ölü gibidir. İradenin faydası , adet yoluyla gerçekleşme sonrası amacın da mahluk oluşudur.

    Maveraunnehir  alimlerinin de dediği gibi (maturidi alimleri kastedilmiştir)şayet, mahlukun kudreti kısmen etkilidir ,denirse; bizzat iradenin mahluk olduğu gibi onun etkisi de mahluktur. İradenin etkisinde kulun aslen herhangi bir tercihi yoktur. Dolayısı ile iradenin etkisi de iradenin kendisi gibi cemaddır. Örneğin bir kişinin itmesi sonucu yukarıdan aşağıya doğru bir hayvanın üzerine düşen  ve onun ölümüne neden olan bir taşı gören kişi, taşın cansız cemad olduğunu bildiği gibi , onun hareketinin de cemad olduğunu bilir.bu taşın hareketi sonucu oluşan ölüm olayının da cemad olduğunu böylece anlar. Bu nedenle , zatlar ,vasıflar, ve bütün eylemler tamamıyla cemaddır ve ölüden ibarettir. Diri ve Kayyum olan Allah’tır .İşiten ve gören O’dur.

 

         Yukarıda anlatım sadeleştirilmiş hali ile İmam Rabbani’nin Mektubat’ındandır. Allah kendisinden razı olsun.

 

          Geçtiğimiz hafta pek muhterem bir dostumla sohbet ediyorduk .Konu döndü dolaştı iradeye geldi. Dedi ki Allahın iradesi yanı sıra cüzi iradeye sahibiz. Yok böyle bir şey. İradenin cüzü azı çoku olmaz. Eğer böyle dersek haşa şuraya kadar Allah ın iradesi şundan sonrada benim iradem diyerek şirke düşeriz. 

             Bir örnek vereyim ,hadi insanları bir tarafa koyalım , kedileri düşünelim. Kedi sanki ona birisi komut vermiş gibi dolaşır, sokakta ,evde her yerde. Sağa gitmesi gerektiğini ona kim ilham eder, ya da sola gitmesini. Kainatta tüm galaksiler yıldızlar güneşler tüm mevcudat Onun iradesiyle hareket edecek , sana gelince seni kendi haline mi bırakacak . Çok saçma . İnsanı şirke bulaştıran yegane şey kendi beynidir. Sizde bedeninizi kafanızdan ayırarak beyninizi masanın üstüne koyarak düşünün , göreceksiniz ki geri kalan hiçbir materyalden farkınız yok. Ruhsa her şeyde mevcut , taşı toprağı cansızmı sandınız. Dünyanın dahi ruhu mevcut. Zaten ruhta irade sıfatı gibi tektir.

      İnsanın kendisini müstakil bir varlık zannetmesi tamamen illuzyondan ibarettir. Ve zaten cüzi irade diye bir şeyde Kuranda geçmez.

      Her boyut algılayanına göre mevcuttur. Biz beş duyu ile algıladığımız bu boyut madde boyutudur. Bir üst boyutta algılanan  mana boyutu madde boyutundan ötede bir yerde de değildir. Hepsi iç içedir. Allah takdir eder ve zamanı geldikçe de  peyderpey kuldan açığa çıkar. 

        Muhterem arkadaşım dedi ki , namaz kılmayayım o halde. Madem ki yok hükmündeyim. Yok olduğu idrakında yaşayan için mesuliyette yoktur zaten. Ama sen bu idraka gelmeden varım diye ortalarda salınırken elbetteki tüm emir ve yasaklar senin için geçerli vede mükellefsin. Zaten tüm bu ibadetlerde kendi var zannettiğin varlığının yok hükmünde olduğunu idrak etmen içindir.

 

       Namazı kılanın kendisi olduğunu zanneden ,kendi kuvvet ve kudreti olduğunu ve bu kudretle namaza yöneldiğini düşünen namazı kılsa ne fayda. Kılmasa ne zarar. İnsan şerre kendi iradesi ile sebep olurmuş da  hayır Allahtanmış. Amentu da öyle demiyor ama , hayır ve şer Allahtandır diyor. Ve Kuranda sizi ve fiillerinizide yaratan Odur diyor. Başınıza gelen şey mutlaka başınıza gelmezden evvel bir kitapta yazılıdır , bunu elinizden çıkan için üzülmemeniz elinize geçen için de sevinmemeniz için açıklıyoruz diyor. Fiillerini de yaratan O iken sen nerde devreye girdin. Bir iken ne zaman iki oldun.

 

       İyi ameller yaptığıM için ,  namaz kıldığıM  için Allah’ da beni cennetine koyacak  diye bir zorunluluk mu getireceğiz Haşa Yaradana .  Çoğumuz biliriz ki ister namaz olsun ister başka ibadet olsun , Yapmakda yapmamakda bizim kontrolümüzde olmaz. Deneyin isterseniz. Deyin ki örneğin ben her gün tesbih namazı kılacağım. Bakalım siz mi kılıyorsunuz , yoksa Allah mı takdir edip açığa çıkarıyor?  Hatta öyle an gelir ki vakit namazını dahi kaçırdığınız olur.

 

       Bütün sorun Ayet-el Kürsi’yi yeterince anlamamamızdan kaynaklanıyor belki de. Hiçbir zerre Onun iradesi dışında hareket edemez deriz. Ama iş anlamaya gelince BEN yaptım BEN ettim felanca kılmıyo BEN kılıyorum o gıybet ediyor BEN  etmiyorum  vs.vs.  oluyor. İman etmeyeninde Allahın takdiri sonucu etmeyeceğini göremiyoruz. İmanı olmayanı aşağılıyoruz. Bir SEN BEN  kavgasıdır gidiyor. Zannediyoruz ki kendimizdeki imanı cüzi güç ve kudretimizle elde ettik. Şunu bunu kurtarma derdine düşüyorken Allahın nasip etmediği hidayeti kullarına  biz vereceğiz sanıyoruz . İki kuruşluk sadaka verirken kendimize pay çıkarıyoruz , marifet ettik sanıyoruz.  Allahın sadakayı alan kuluna bizi aracı ettiğini görmüyoruz. Asıl mutlu olmamız gerekenin bu olduğunu idrak edemiyoruz.

     Allah her kulunu belli bir fıtrat üzere yaratmıştır ve kulda bu fıtrata uygun davranışlar sergilemenin dışına çıkamaz. Aynı zamanda fıtratında ve takdirinde neler olduğunu bilmediğinden de Kitabın ve Rasulün (S.A.V) aktardıkları  eşliğinde hayatına yön vermek durumundadır. Bu yön verme çalışmalarını yapması da takdirdendir , yapmaması da.. Önlem alırsa da almazsa da kaderdendir. Sonunu bilmeden bir insanın madem her şeyi Allah önceden belirlemiş , ne yapsam sonumu değiştiremem diye beklemesi kaderi anlamadığının göstergesidir ancak.

 

      Allah herkese cennetlikse cennete götürecek fiilleri,   cehennemlik ise cehenneme götürecek fiilleri  kolaylaştırmıştır.

 

     Nasıl ki kişisel bir irademiz yoksa kişisel şahsi bir kaderimizde mevcut değildir aslında. TEK  kader vardır ve her yaradılmış bu tek kaderden payına düşeni yaşar. Bu tek kaderde  ise , Allah'a  ait manalar kuvveden fiile çıkar. 

 

     Konu oldukça uzun ve detaylı ,kusurumuz olmuş ise affola.. Şimdilik bu kadar yeterli..

                                                                                    …nil

    

 

 

« Önceki :: Sonraki »
EkleBunu RSS Ekle Butonu