Ölüm hiç bu kadar dirilmemişti!

 

        
Ölüm sessizliğinin yarattığı gürültüyü iliklerimde hissederek yürüdüm. Yüzlerce ölü benden daha canlı idi, hissettim. Yaşayan yüzlerce insandan daha cansız değillerdi, biliyordum. Derin, anlamlı ve korkulu sözcükler fısıldıyorlardı, çoktan kanı çekilmiş kulaklarıma. Henüz aramızdan yeni ayrılmış, daha sımsıcak, en az benim kadar sıcak, en az buz kesilmiş ellerim kadar sıcak birini arıyordum. Beynimde tek ses ‘ Şimdi öldün, bakışın keskindir! ‘ diye haykırıyor, gözlerimden inen soğuk yaşlar sabahtan beri sağnak halinde yağan yağmur damlalarına karışıyordu.

          Ölüler,ölüler,ölüler… Onlarca, yüzlerce.. Hepsi yerde, yerlerde, toz toprak içinde .. Kimi köşkünden, kimi jipinden, kimi makam koltuğundan inerek uzanmışlar boylu boyunca toprağa, toprağın altına . Sessiz çığlıkları duymaya çalışıyor, seslerini duyuramamanın verdiği çaresizliği anlamaya çalışıyordum. Bana anlatmaya çalıştığınız her şeyi biliyorum, sizi anlıyorum, sizi duyabiliyorum diye bas bas bağırmak istiyorum. Sıkıntılarını hafifletmek istiyorum.  Heyhat !   ‘Hey gafil insan’ diyorlar bana ‘Nerden anlayabilirsin ne yaşadığımızı…?’

          Hava inadına ağır inadına ıslak inadına kasvetli..

          Ölüler inadına diri.. Onu arıyorum. Henüz acemi buralarda, henüz yeni.. Üstelik hiçbir bilgisi yok yaşadıkları hakkında. Çocuklar var mezar başlarında.. Mezarlıkların üzerindeki yabani otları temizleyip para kazanmaya çalışan çocuklar. Onlar tarif ediyorlar yattığın yeri..Ölmüşsün onlarda aynı şeyi söylüyorlar, herkes aynı konudan bahsediyor henüz bilincime iki beden fazla gelen üstüme yakıştıramadığım ölüm haberinden. Ölümün ölü bilincimi diriltiyor, ben diriliyorum sen giderken.

         İşte buldum seni. İşte kaybettiğim yer. İşte dirildiğin, işte dirildiğim yer. Hepsi  aynı anda ve aynı yerde. İşte buluştuğumuz işte kavuştuğumuz ama hep ayrı düştüğümüz yer. İşte her şeyi anlatan ölümün gevezeliği, işte yeni hayatın, işte hep anlatmaya çalıştığım GERÇEK.. İşte o hiç inanmak istemediğin gerçek diriliğin. ŞİMDİ ÖLDÜN, BAKIŞIN KESKİN.

         Ben zaten biliyordum. Boşuna çırpınma bana anlatmak için. Biliyorum sus yorulma. Acılarım bitti diyorsun, tüy gibi hafifim diyorsun. Ama korkuyorsun. Korktuğunu biliyorum. Gelmeme sevindiğini de.

Ağlamıyorum, gözyaşı değil bunlar, yağmurun delirdiği an sadece. Görüyorsun değil mi gök delindi sanki. Acaba yağmur; tüm toprağı bir yorgan gibi kaldırmak derdinde mi üzerinizden? Yapar mı böylesi bir çılgınlığı? Bakışır mısınız bu gece yıldızlarla son defa..

        

         Ölüm hiç bu kadar patırtı yapmamıştı. Bu kadar geveze olmamıştı kabirler. Şehrin ışıkları hiç bu kadar cılızlaşmamış, güneş hiç bu kadar solmamıştı. Mezar taşlarından fışkırıp  toprağa havaya suya karışan, göze gönle kulağa ulaşan NASİHAT (hakikat)  hiç bu kadar kazınmamıştı bilinçlere..

        Ölüm hiç bu kadar DİRİLMEMİŞTİ.

 

        Nil

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !