dikkat ; her kişiye değil, er kişiye !

3/11/2009 - Öksüz kaldı kimsesizlik

             
            
              Aşk, kanatları kırık kuştu gönlünde sakladığın. Uçuramadığın hayallerin, iyileştiremediğin yaraların vardı. Anlayamadığın, kargaşasına yabancı kaldığın bir hayat, sırtında çıban gibi büyüyen geleceğin vardı. Dünya hayli yalandı.
              Aldırmadın aşklara, yalanlara. Sevdin. Sevildin de sevdiğinden çok. Parasızdın hep ama paranda oldu bazı bazı. Çarende varken çaresizdin çoğu kez. Hep acıklıydın da lakin hep gülümsedin.Hayat tüm ciddiyetiyle suratına çarpa çarpa ilerlerken gülümsedin sen, hiç de küsmedin..
               Hayattaki en çok şeyindi kimsesizliğin. Ne öksüz ne yetim olan bir kimsesiz. Öyle kimsesizdin ki kimsesi olanların içi dağlanırdı sana bakarken. Kendine rağmen yalnızdın. Varlığına rağmen yoktun. Sana ilave edilen ne varsa kimsesizliğine derman olmadı. İş buldun çalıştın. Aşk buldun sevdin. Yol buldun gittin de.. Ama hep döndün döndün.
               Aşk, kanatları kırık düştü gönlünde sakladığın. Ne uçtun ne uçurabildin. Hep yanlış zamanda yanlış yaşadın aşkını. Kimsesizliğinin en acıklı tarafı buydu işte. Aşıktın, kimliksizdin. Tanıyamadı seni hiç kimse. Sırdın üstelik. Aşk dudaklarından cama yansıyan buğu.. Bilinmedin, bilemedin.
               Kimseyi incitmedin kendini incittiğin kadar. Bu yüzden durmadan kanadı için. Kanadın ölümüne. Öldün de.
               O uzak çöllerden bir avuç kum istemiştim senden, döndün, avuçlarında kum. Aylar sonra toprak oldun, öldün.            Hayat ne garip bir bilmece …

...Nil

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

2/11/2009 - Davet




Çağır beni hiç davet edilmediğim o yere

Gözlerine çıralar yaktığım

Ayı sancıttığım gece de

Üflediğin de incittiğin kelebek tozu gönlüm

Varlığını sildi adem oldu

Hayra çıkardığım düşlerim

düştü heceye

 

                              Çağırmadı(ğı)n düş(ün)düm

Oysa ,

Ummanları kaynatacak badı yutacaktım

Dağılacaktım semaya çağırsaydın söze

Sese, sırra, kaleme sus/adım

 /Keşke konuşsaydım/

Seni anlatacak

Seni uyutacaktım

kanatları kırık ten kafesimde

 

                               Düşümde üşüdüm, düş(ün)meseydim keşke…


...Nil  

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

20/10/2009 - Ölüm hiç bu kadar dirilmemişti!

 

        
Ölüm sessizliğinin yarattığı gürültüyü iliklerimde hissederek yürüdüm. Yüzlerce ölü benden daha canlı idi, hissettim. Yaşayan yüzlerce insandan daha cansız değillerdi, biliyordum. Derin, anlamlı ve korkulu sözcükler fısıldıyorlardı, çoktan kanı çekilmiş kulaklarıma. Henüz aramızdan yeni ayrılmış, daha sımsıcak, en az benim kadar sıcak, en az buz kesilmiş ellerim kadar sıcak birini arıyordum. Beynimde tek ses ‘ Şimdi öldün, bakışın keskindir! ‘ diye haykırıyor, gözlerimden inen soğuk yaşlar sabahtan beri sağnak halinde yağan yağmur damlalarına karışıyordu.

          Ölüler,ölüler,ölüler… Onlarca, yüzlerce.. Hepsi yerde, yerlerde, toz toprak içinde .. Kimi köşkünden, kimi jipinden, kimi makam koltuğundan inerek uzanmışlar boylu boyunca toprağa, toprağın altına . Sessiz çığlıkları duymaya çalışıyor, seslerini duyuramamanın verdiği çaresizliği anlamaya çalışıyordum. Bana anlatmaya çalıştığınız her şeyi biliyorum, sizi anlıyorum, sizi duyabiliyorum diye bas bas bağırmak istiyorum. Sıkıntılarını hafifletmek istiyorum.  Heyhat !   ‘Hey gafil insan’ diyorlar bana ‘Nerden anlayabilirsin ne yaşadığımızı…?’

          Hava inadına ağır inadına ıslak inadına kasvetli..

          Ölüler inadına diri.. Onu arıyorum. Henüz acemi buralarda, henüz yeni.. Üstelik hiçbir bilgisi yok yaşadıkları hakkında. Çocuklar var mezar başlarında.. Mezarlıkların üzerindeki yabani otları temizleyip para kazanmaya çalışan çocuklar. Onlar tarif ediyorlar yattığın yeri..Ölmüşsün onlarda aynı şeyi söylüyorlar, herkes aynı konudan bahsediyor henüz bilincime iki beden fazla gelen üstüme yakıştıramadığım ölüm haberinden. Ölümün ölü bilincimi diriltiyor, ben diriliyorum sen giderken.

         İşte buldum seni. İşte kaybettiğim yer. İşte dirildiğin, işte dirildiğim yer. Hepsi  aynı anda ve aynı yerde. İşte buluştuğumuz işte kavuştuğumuz ama hep ayrı düştüğümüz yer. İşte her şeyi anlatan ölümün gevezeliği, işte yeni hayatın, işte hep anlatmaya çalıştığım GERÇEK.. İşte o hiç inanmak istemediğin gerçek diriliğin. ŞİMDİ ÖLDÜN, BAKIŞIN KESKİN.

         Ben zaten biliyordum. Boşuna çırpınma bana anlatmak için. Biliyorum sus yorulma. Acılarım bitti diyorsun, tüy gibi hafifim diyorsun. Ama korkuyorsun. Korktuğunu biliyorum. Gelmeme sevindiğini de.

Ağlamıyorum, gözyaşı değil bunlar, yağmurun delirdiği an sadece. Görüyorsun değil mi gök delindi sanki. Acaba yağmur; tüm toprağı bir yorgan gibi kaldırmak derdinde mi üzerinizden? Yapar mı böylesi bir çılgınlığı? Bakışır mısınız bu gece yıldızlarla son defa..

        

         Ölüm hiç bu kadar patırtı yapmamıştı. Bu kadar geveze olmamıştı kabirler. Şehrin ışıkları hiç bu kadar cılızlaşmamış, güneş hiç bu kadar solmamıştı. Mezar taşlarından fışkırıp  toprağa havaya suya karışan, göze gönle kulağa ulaşan NASİHAT (hakikat)  hiç bu kadar kazınmamıştı bilinçlere..

        Ölüm hiç bu kadar DİRİLMEMİŞTİ.

 

        Nil

 

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

17/9/2009 - ........


/Kaydığında bir yıldız kaybetmek geceyi,

                                                  Kimsesizliğini,

                                                                     Seni /

Gözlerin bir nehir kızıl mavi

Düşlerin kaldırım çiçeği

Solgun buruşuk

Üşüyorsun ölüme

Çek üzerine şehri

Düşüyorsun erken gelen ölüme

 

Sana şarkı söyleyen melekler yolluyorum

‘’Avuçların kan, içtiğin haram’’

Diyor dilleri

Kanmıyorsun ellere, meleklere

Ufku boğdun kedere

 

Kaydığında bir yıldız seni kaybetmek

Gök dahi açmazken oruç

Ecel içmek  kana kana

Teklifsiz kefaretsiz

Kaybetmek 

Seni

Kimsesizliğini

Kadri mutlak gecede..

 

/Mekanın cennet olsun /

 

 ... nil 

 

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

9/7/2009 - Mil’li aşk

 

Aşk mili çektim göz bebeğime

El çek ayazımdan artık

sarıl sulara

Yıka  k/an kırmızı akıyor zaman

 

Kes şimdi sol elini düşlerin

Çıkar bağrından turabın

kız bebeleri

Çak kibriti vicdanına sun şeytanlara

ağla

ağla  

ağla

su olda  çağla

dağ olup dağla

zulmü zamanla

 

Aşk mili çektim göz bebeğime

Yusuf’a kesti kuyu

Gönlüm oldu har

 

Gömleğini kör g/özümden  

Esirgedi, sakladı

Eyledi buhar

 

Düş/dü  artık  bedenim

Düşdü yüreğim

Ayan oldu Yar !

 

 

 

 Nil

 

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

26/6/2009 - Kıyamet Özlemi


Olmakla ölmek arasında geçen

ömrümün

en yalnız en acımasız en çaresiz

köşe başında

çözülüverdim.

Olamadım, ölemedim.

Olurken ölmenin verdiği ızdırap

döktü derimi.

 

 Oysa ne kadar da tepkisizdi zihnim.

 Tepkisiz ellerim,

 salt dengeydi bedenim.

 

 Kumdan inşa ettiğim tek kullanımlık

 telaşsız isteklerim vardı

 Kazandığımda şımarmayacağım,

kaybettiğimde özlemeyeceğim düşlerim.

 ‘’Sahip olmayı’’ sahiplenmedim hiç.

Sencil’de olamadım ya  

yağmurlar kadar.  

Olsun.

 

Başımı her çevirişimde

ayağıma dolanan

vertigoya inat

düştüysem de devrilmedim.

Tüm feza devrildi zihnimde.

Benliğimi boşluğuna peşkeş çektiğim

kara deliklere daldım

Ağzıma dolan yıldızlar kesdi dilimi

Kenarları keskin düşler acıttı beni

Düşerken yara aldı yüreğim.

Yüreğime güneş bastım, dağladım.

Darlanmadım.

 

 Şimdi akşam vakti,

 şimdi kıyam/et vakti.

 Ölmek için doğmak vakti kızımdan.

 Ve doğurmak annemi.

 

Nil

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

25/6/2009 - Sus(a)ma !

 

Temize geçilmemiş hayatımın

Harita metot defterinde

Dürülmemiş

Sıradan sefil alacakaranlık düşdün

Düştün gönlüme

Önce alnıma yazıldın

Sonra katlime

 

Keşke

İnce bir sızı olsaydı

Sızlasaydı zihnim bu gece

 

Susmadan önce

Kurumuş kavrulmuş seraba dönmüş

Kelepçelenmiş olsaydı her hece

Sus(a)saydım

Sesime

Çözülmüşlüğüme

 

 

Bir tek ben

Bir tek seni d/inleseydim

Nehirler taşsaydı

Deniz  zaten domuz

Gök patlasa

Dağlar toz olsaydı

Gece erirken bir kederin zemherinde

 

Taş haydi taş şimdi

Anlat ruhuma

Hay/kır boşluğa

 

Yoruldum  duyamadıklarımdan

 Eritti İçimi  

 kurşunla yazdığım sözcükler

durduramadım

 

Duyuyorsan yüzüme bak

Gör işte

Önce sözcüklerim terketti beni

Ardından gözlerim

Çürüyor dibe demir atmış

Ruh/sal bedenim

Ölümüne susuyorum

 

 

Hani  sen hiçbir şey anlatmadın ya

O en çok konuştuğun adi zamanlarda

Buydu ölüm sebebim

ilan ediyorum

Faili şiirime gömüyorum

Son sözümü kurşuna diziyorum

 

Nil

 

 

 

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

16/6/2009 - Kurban


Seni özlerken yürüdüğüm yollara
yetmiş günde devri alem hamamları inşa etti
satır arası bekçilerim.
Eli alevli cellatlardı onlar
Ateşlerle kırklandım
Bu yüzden dağlandı
Dalgalandı sol yanım

Sana kanayan damarlarıma tuz
hasrete köz bastılar
Bu yüzden sustu öykülerim
Yazarını kaybeden anonim aşıkdı
inledi yüreğim

Sen gülerdin hep gül/er/din
Sen gülerken yeşile yaz
bana ayaz olurdu gece.
Sustun sonra.

Gün sustu, yaz sustu, iklim sustu.
Gözlerim susmadı hiç.
Bir de prangalı yüreğim.
Zihnim,
orkestra çılgını hükmederken eşkalime
kapalı gişe yalnızlıklar yaşadım

Bekledim, bekliyorum
Sana adadığım düşleri boğazlarken her gece
Kurban oluyor Cism-i Aşk
bıçağı köreltti adın

Yaradana vardı ahım

Sahi neydi muradın?

 

Nil

5 YorumYorum yaz!Bağlantı

8/6/2009 - Ölümüne aşk

 

Azraile muska yaptı büyücüler

Öldürmesin diye düşleri

Bir tutam aldılar ayazından saçının

Arz sarsıldı

 

Araf ufka dayandı

Adem kalktı yerinden

Gök buğulandı

 

Melekler niyazdayken

Gülümsedi Züleyha

Yusuf aşkına

Titre Züleyha

 

Azrail el verdi sevgiliye

Ömrüm bıçak yedi 

Yedi yerinden

Yara derinden

 

Aşkta ölmek zamanı şimdi

Aşkı öldürmek değil

Nil 
 

12 YorumYorum yaz!Bağlantı

7/6/2009 - İns/An

 

Gecenin gözü düştü avcuma

Sırra kalem bastım

Şeytan sustu közüne

Şeytan us’du

 

Alnımda geçmişin kırık çürük düşleri

Secdeye vardım

Secdede VARdın

 

Adem oldum bahr kokulu

Çalışırım ezelden

Ummanı sil terimden

Vermeden aldın

 

Vakit saman

Ölüm her an

Döndü gövdem özüme

Övdü özüm dön

Cennet Kıyam

 

 

3 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ölümü tatmayan aşkı bilemez

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım