Seyir güncesinden


    
    Alelacele minibüse bindim, bir an önce eve varmak istiyordum. Yaklaşık kırk dakika süren yolculuğum güzel geçsin diye mümkün olduğunca etrafı seyretmeme imkan sağlayacak önlerden bir koltuk seçtim, şoförün hemen arka tarafıydı. Çantamı karıştırıp zikirmatiğimi buldum. Uzakları seyrederken dilimde o hiç unutmadığımın adı yolculuğa başladım.

          Bu gün her günden farklı olarak tuhaf bir şekilde yolcular inecekleri yeri kaçırıyor, olmadık yerlerde inmeyi talep ediyor, bu da hem gecikmemize sebep oluyor hem de şoförü lüzumsuz yere sinirlendiriyordu. Bir ara gözüm sağ çaprazda bana dönük oturan yaşlı bir adama takıldı. Yok yok o kadar yaşlı değil, saçları kırlaşmış, fakat yaşlı değil, olsa olsa çok yaşamış, az zamanda çok hüzün yaşamış. Yüzünde dalga dalga acının izleri var. Arada bir eliyle alnına dokunuyor, çenesini ovuşturuyor. Esmer olmasından çok güneşten yanmış izlenimi veren teni, kıyafetlerinin koyuluğunda hepten siyah kesilmiş. Bir ara gördüğüm gözlerinin mavisi çokça yıkanmış bir çamaşırın soluk rengine dönmüş, yıllardan değil, ayrılıktan, hüsrandan solmuş. Gözlerimi kapatan güneş gözlüklerim bana onu inceleme fırsatı veriyor, onu neden incelediğimin sebebini kendime izah edemeden incelemeyi sürdürüyorum. Neden dikkatimi çekti bu adam? Birilerine mi benziyor? Hayır. Fakat ortak bir şey var onda bende olan .. Pek çoğunda olmayan.. Bunun hüzün olduğuna karar veriyorum. Farkına vardı mı ne? O da bana baktı, ürkek, korkulu.. Acıdım mı acaba diye kalbimi yokluyorum.  Yoo acınacak bir durumu da yok gibi..Öyleyse neden ona karşı dayanılmaz bir şekilde merhamet duyuyorum?  Ellerini tekrar yüzüne götürdü. Ne düşünüyor acaba? Allahım ne kadar acı var yüzünde. Oynamışlar sanki onunla, hep parçalamaya çalışmışlar, başta direnmiş sonra aniden direnmekten vazgeçmiş gibi. Her şeyden vazgeçmiş fakat yaşamak zorundaymış gibi. Arkasında görünmeyen eller onu yürütüyormuş, buraya getirip oturtmuş gibi. Bir an ona dönüp ---Bana anlatsan! Ben seni anlarım. Acıyı, hüznü bilirim-  demek geliyor içimden. --İşte bende ordaydım, sana bunu yaparlarken bende hissettim-  demek geliyor, -artık sana dokunamazlar-  demek geliyor susuyorum. Asla böyle bir şey yapamayacağımı biliyorum. Susuyorum. Ruhum acıyor, içim sızlıyor, ona yardım etmek istiyorum. Sanki o da bunu biliyor, ama sus oruçlarıyla iftar gözlüyor. Susuşuyoruz. Nerden esiyor bu rahmet dalgası  diyorum ne oluyor bu gün  bana .. 

         
Tam o sırada arabaya binen genç bir kızın  görüntüsüyle irkiliyorum. Nerde olduğumu unutuyorum, içimdeki ürperti geçince gülmemek için kendimi zor tutuyorum neydi o öyle sirius gezegeni yaratığı uzaylı gibi kafasında sarı bir örtü, sımsıkı sarılmış arka tarafa doğru uzuyor sanki arkasında bir başı daha var, gözünde çekik  iri güneş gözlüğü küçücük ağız .. Ben kendimi uzaylı diye yutturmak isteyen bir cin olsam herhalde en güzel bu tipleri taklit ederdim diye düşünüyorum. Hem ürpertici hem  dikkat çekici. Onlarda öyle yapmışlar belli ki .. Ama kim kimi taklit etmiş çözemedim doğrusu.

        Önüme dönüyorum, araba kasis masis dinlemiyor hızla ilerliyor. Yanda oturan adam hala hayata ağlamaklı, ızdıraplı, dertli ve illa ki yalnız. Bu dayanılmaz yardım isteğim içimde büyüdükçe büyüyor çaresizce bekliyorum. Kabaran yüreğimin sesi su olup gözpınarlarıma hücum ediyorken kimse beni görmesin diye cama yüzümü çeviriyorum. Kırmızı ışıkta duran minibüsün camından dışarıdaki ışıklı panoda rakamları görüyorum. Yirmi, ondokuz, onsekiz, on yedi.. aklıma o en çaresiz kaldığım deprem anında kırk saniyede iki defa okuduğum Ayet-el Kürsi geliyor. Beynimde şimşek çakıyor.  Ayet-el Kürsi oku, oku, oku… Zikrimi yarıda kesip okumaya başlıyorum. Birinci bitti saniyelerde tükeniyor, ikinci bitmek üzere arkada güüm diye bir ses. Hepimiz sarsılıyoruz bu sefer.  Sarı başlıklı uzaylı kız, dertli hüzündaşım ve aceleci şoför dahil. Arkamızdan gelen pikap önüne çıkan taksiyle çarpışmış. Herkes toplanıyor. Hüzündaşım bu dünyaya zorla müdahil olduğundan bihaber o da ayağa kalkmış. Şöyle bir dönüp bakıyorum, yaralı falan yok. Tekrar önüme dönüyorum. Neden bu kadar derinleştiğimi, neden burada, şimdi dua ettiğimi anlıyorum, içimdeki o yoğun rahmet duygusu kayboluyor yavaş yavaş. Her şey normale dönüyor. Dönüp bakıyorum hüzünlü adam artık bende merhamet hissi uyandırmıyor. 
       İnsan hangi saniyesinin, hangi duygusunun  kontrolünü elinde tutuyor ki diyorum içimden ..

        Minibüs yola devam ediyor, dünya dönüyor,  yaslı olduğundan yaşlı görünen adam dünyaya iniyor. Sirius gezegeninden gelenler siriusa,  bense ait olduğum yere zikrime  dönüyorum..
                                                                           nil

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !